Ulusal ve Uluslararası Belgeler

6284 sayılı yasa

CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi)

İstanbul Sözleşmesi (Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi)

Kadınlara yönelmiş şiddet meselesi, toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında üzerinde durmamız, tartışmamız, çalışmamız gereken pek çok başka konuyu gölgeliyor, ikinci plana itiyor. Tuhaf bir algı sıralamasına hapsoluyoruz.

Pek çok problemin çözümünün toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması olduğunu biliyoruz. Çeşitli özel kuruluşlar ve bakanlıklar gibi ulusal kurumlar, Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslar üstü kuruluşlar, kar amacı gütmeyen çeşitli vakıflar dünyanın farklı bölgelerinde sayısız araştırmalar yapıyorlar… Niteliksel ve niceliksel çeşitlilikte yapılan bu araştırmalar ortaya çok farklı gerçekler, çok farklı görünümler koyuyor. Tüm bu araştırmaların birleştiği bir nokta var. Şiddetin temelinde cinsiyete dayalı ayrımcılık, yani TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ’nin olduğu.

DEKAUM olarak son bir yılımızı başka pek çok çalışma ve etkinlik yanında ağırlıklı olarak TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ üzerine eğitimler vererek, farkındalık çalışmaları yaparak geçirdik.

Türkçe’de cinsiyet üzerine tek bir sözcük var: cinsiyet… İngilizcedeki gender karşılığındaki toplumsal cinsiyet sözcüğü, Türkçede 1970’lerin sonunda bilinçli olarak oluşturulmuş bir tamlamadır. Sosyal psikolojide meseleyi çok iyi tanımlayan Zehra Dökmen’in bu noktada önemli belirlemesi burada hatırlanabilir. Cinsiyetin biyolojik yönüyle toplumsal yönünü birbirinden ayıramayan kültürlerde dil, cinsiyet üzerine farklı sözcükler üretmeye ihtiyaç duymamıştır (Dökmen, 2010:19) diyor. Biyolojik olarak da toplumsal olarak da cinsiyet tek bir sözcükle ifade ediliyor.

Bu yüzden eğitimlere cinsiyetin toplumsal boyutundan ve buradaki kalıpyargıların ürettiği olumsuzluklardan bahsederek başlamak gerekiyor. Kültürel bir yaklaşım olarak cinsiyetin toplumsal boyutunu biyolojik temelden ayrı düşünemediğimiz için de (yani sex ile gender’ı ayıramadığımız için) öncelikle bir farkındalık oluşturmak ile başlamak gerekiyor.

Cinsiyet eşitliği, toplumsal cinsiyet eşitliği denilince, erkek ve kadın bedenlerinin farklı olduğundan, dolayısıyla böyle bir eşitlikten bahsedilemeyeceğinden dem vuruluyor. Eşitlik meselesi, biyolojik olarak cinsiyetlerin eşitliği iddiası değil, toplumsal olarak hak ve fırsatlara ulaşmada, ekonomik, siyasal ve sosyal eşitlik kurma tutkusudur.

Ezberleri bozmak ve bunu yüksek sesle yapmak gerekiyor: eşitlik, hep ezberlediğimiz gibi ‘kanunlar önünde herkes eşittir’ cümlesini aşmıştır. Şekli eşitlik anlayışını geçmişte bıraktık. Gerçek bir eşitlikten anlamamız gereken şudur: eşitlik, herkesin önünde aynı yemeğin durması değil, herkesin aynı yemekle karnının doymasını sağlamaktır.

Ulusal ve uluslararası belgeler bu bağlamda önemlidir. Bunları bilmek, kullanmak, haklarımızı ve güvenliğimizi oluşturmak zorundayız.

Zehra DÖKMEN, Toplumsal Cinsiyet, İletişim Yay., İst., 2010, s. 19